Şifa Hane

         Kur'an-ı Kerim'de yunus süresinde mealen "Biz bu kuran-ı inananlar için ancak rahmet ve şifa olsun diye indirdik, zalimlerin sadece azgınlığını artırır". Buradan da anlaşıldığı gibi Kur'an-ı Kerim, hidayet amaçlı ve şifa sebebi olmakla açık bir şekilde kendini tarif etmektedir.

         Hem bir öğüt hem bir şifa aracı olmaktadır. Allahu teala "Bana dua edin size icabet edeyim" diye emreder. Duamızda maddi ve manevi dileklerimizi söyleyebilir isteyebilir dile getirebilir veya düşünebiliriz. 

Öğüt şekli aşikar olmakla beraber, şifa şekli ise batın dediğimiz gizli şekildedir. Gizliliği inanç ile ilgili olduğundan sadece inananlar bundan istifade edebilir diyor. Neticede kur'an-ı kerime itibar etmeyen onu okumaz veya amel etmez. Dolayısıyla da faydasını alamamış olur. İnanmayanların Kur'an'dan edineceği bir istifade veya ilaç yoktur. Öğüt ve rehber olarak nitelendirilen kur'an-ı kerim, tam manasıyla rahmet okyanusudur. Aslında okyanus demek de doğru değildir çünkü okyanusun da bir sınırı vardır ancak kur'an-ı kerim'in bir sınırı yoktur. Dünya ve ahiretle ilgili yaş ve kuru her türden konu ve bilgiye müdahil olduğu da kesindir, çünkü; o kesin delillerle Allahu tealanın kelamıdır.

Kur'an-ı Kerim'de: Al-i İmran - 7

 هُوَ الَّذِيَ أَنزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ آيَاتٌ مُّحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَأَمَّا الَّذِينَ في قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاء الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاء تَأْوِيلِهِ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلاَّ اللّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِّنْ عِندِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلاَّ أُوْلُواْ الألْبَابِ


           O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.

    (Müteşabih âyetler, manasını ve hakikatini sadece Allah’ın bildiği âyetlerdir. Bunların insan zihni tarafından tümüyle kavranmasına imkân yoktur. Allah’ın sıfatları, kıyametin ahvali, cennet, cehennem gibi hususlarla ilgili âyetler ile, sûrelerin başında yer alan “hurûf-u mukatta’a” bunlardandır. İnsan ne kadar çabalarsa çabalasın, bu âyetleri bütün yönleriyle anlaması mümkün değildir. Müteşabih âyetler dışındaki âyetler de muhkem âyetlerdir.)

Yukarıdaki ayeti kerimeden de anlaşıldığı gibi; kur’an-ı kerim’in iki ana bölümden oluştuğunu görmekteyiz. Birinci bölümü muhkem tabiriyle kur’an-ı kerim’in ana yani özü olan ayetlerdir. İkimci bölüm ise müteşabih yani benzer veya tekrarlanmış olan kısımlardır. Benzer veya tekrarlanmış kısım dediğimiz tabir; daha önce indirilmiş veya birden fazla gelmiş olan uyarılar ve daha önce yaşamış kavimlerin konularıyla ilgili. Örnek olarak şöyle düşünebiliriz ki, Fatiha-ihlas-felak-nas-ayetelkursi ve benzeri sürelerde geçen ayetler, ayrıca kesin ve kat-i hükümler, yanı sıra allahu tealanın güzel isimleri ve sıfatlarını gösterten esmalar Muhkem dediğimiz ayetlerdir. Peygamberler ve kavimlerinin yaşam ve hikayelerini anlatan ayetler ise müteşabih kısmına geçer.



Tevbe 14, Yunus 57, Nahl 69, İsra 82, Şuara 80, Fussilet 44.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder